Logitech G29 İnceleme

Bu sitede hep oyun incelemeleri vardı. Artık bir ekipman inceleme vakti geldi. İşte karşınızda Logitech G29 incelemesi.

Ben çoğunlukla simülasyon ya da arcade yarış oyunları oynuyorum. Çünkü çok boş vakim olmuyor ve genellikle boş vakitlerde zaman geçirebileceğim oyunlar oynuyorum (zaten bir hikaye bazlı oyuna başlasam sonuna kadar oynuyorum.).

NEDEN G29 ?

Neden G29 aldığım konusundan bahsedeyim. Dedim ya çoğunlukla simülasyon ya da arcade oyunlar oynuyorum ama bu oyunları klavye ile oynamak zor oluyor. Sonra gamepadler ile oynamaya başladım ama hala oyunların zevkini tadamıyordum ve bir teknoloji mağazasında direksiyon bakmaya başladım ve basit bir direksiyon aldım. Fiyatı çok ucuzdu ama bu da yeterli değildi çünkü sadece yarım tur (180 derce) dönüyordu. Hâl böyle olunca simülasyon oyunları bir zulüm olmaya başladı. Artık kesin bir gerçek oyun direksiyonu almam gerekiyordu. Araştırmalar yaptım İnternet’te ve G27 ve DFGT ‘ yi gördüm. G27 uzun vadede çok sorun yaratıyordu ve piyasadan kalmıştı artık sadece ikinci el bulunabiliyordu aynı durum DFGT ‘de bulunuyordu. Bu sıralar tabii yeni direksiyon setleri çıkmaya başladı. Sonra G29 üzerinde araştırmaya başladım ve direksiyonun yapısı, şekli çok hoşuma gitti ve artık alabileceğim bir direksiyon seti bulmuştum.

Peki G29’un Özellikleri neler ?

Kendisi PS3, PS4 ve PC uyumlu

Direksiyon 900 derece dönüş açısına sahip ve bu açıyı Logitech Gaming Software ‘dan değiştirebiliyorsunuz.

Direksiyonun Force Feedback ve Yay merkezlenmesi var. Kısaca Yay Merkezlenme Sisteminden bahsedeyim:

Yay merkezlenme sistemi titreşim geri bildirimi (Force Feedback) destekleyen oyunlarda çalışıyor. Bu sistem sayesinde direksiyon 0 noktasına yani kendi ortalıyor (arabalardaki gibi). Tabii oyunda araç ne kadar hızlıysa bu ortalama olayı o kadar hızlı oluyor. Özellikle ETS ve CCD gibi oyunlarda bu çok işe yarayan bir özellik.

Direksiyon 22 tuşa sahip. Eğer klavyedeki işlevleri direksiyona atarsanız oyunda hiç klavye kullanmanıza gerek kalmıyor.

Direksiyondaki en sevdiğim özellikte bir devir göstergesine sahip olması ama bu özellik PS ‘ da çalışıyor.

Üç tane pedala sahip gaz , fren ve debriyaj. Gaz bunların arasında en hafifi , en serti fren ve bu iki sertliğin arasında orta bir sertliğe sahip olan debriyaj.

 

Fiyatı

Direksiyon ve pedallar 2000 TL vites kutusu ise 250-350TL arasında değişiyor.

YORUMLARIM

Yaklaşık bir haftadır cihazı kullanıyorum bu sürede çok arcade ve simülasyon oyunları oynadım. Direksiyon hissi gayet iyi. Logitech Gaming Software ‘da dönüş açısı, sertlik ayarlarını her oyuna göre farklı yapabiliyorsunuz. Oyuna girdiğim anda direksiyon o oyunun sizin ayarlamış olduğunuz ayara geliyor bu da programı açıp ayar yapmakla uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz.

Bir de cihazı PS3 ‘de denedim. Oyunlarda devir göstergesi çalışıyor her oyun kendi ayarını yapıyor ve siz bu ayarları sanki normal gamepad’de oynuyormuş gibi ayarlardan değiştirebiliyorsunuz.

Benim bu cihazda sevmediğim tek özellik vites kutusunun ayrı satılması.

Bence fiyatının hakkını veriyor özellikle simülasyon oyunlarında.

 

 

 

 

İlk İzlenim: Friday the 13th: The Game

13. Cuma klasik korku filmlerinden biridir. Şimdi kendisi oyunuyla kendini göstermeye hazırlanıyor. Son çıkan videosunda gördüğümüz kadarıyla oyun 26 Mayıs’da çıkacak. Peki bu oyun nedir? Nasıl oynanır? Hangi konsollara çıkıyor? İşte bu bilgilerin cevabını şimdi hep birlikte öğreneceğiz.

Hemen oyunun çıkacağı konsollar ile başlayayım. PS4, Xbox One ve PC için 40 dolardan çıkış yapacak. Fiyatıyla ilgili pek bir yorum yapamayacağım. Fakat söyleyeceğim tek şey bu oyunun Dead by Daylight ile yarıştığı fakat Dead by Daylight’ın 31 TL olduğu. Daha da bir şey söylemeye gerek yok. Çünkü oyunda Single Player da yok. Sadece Multiplayer olacak. Yapımcı firma belli bir bağış oranını geçerse senaryo modu yapacakmış fakat o da ne kadar iyi olur, orası tartışılır. Yapımcı firmalara bakarsak ILLFonic ve Gun Media bu oyunu yapıyor. ILL Fonic şu ana kadar tek başına sadece Nexuiz adlı oyunu yapmış ve oyunun ne olduğu belli değil. Bir FPS’miş. Gun Media ise daha önce sadece 3 oyun yapmış ve 3’ü de popüler değil. Fakat oyunun yapımcıları arasında Sean S. Cunningham isimli biri var ve bu iyiye işaret çünkü bu adam birçok Friday the 13th filminin yönetmeniymiş. İlk filmde bunlara dahil. Besteci ve Tasarımcı da orijinal filmden insanlar. Bu biraz moral yükseltiyor işte.

Oyunun Unreal Engine 4 motoru ile yapıldığını da söyleyip geçiyorum eğlenceli kısma. Oyun tahmin edebileceğiniz gibi bir hayatta kalma korku oyunu. Oyun yarı open world ve üçüncü şahıs oynanışa sahip. Buralardan benden bir artı puan aldı diyebilirim. Oyunun Multiplayer olduğunu söylemiştim. Her turda 8 kişi oluyor ve bunlardan 7’si normal insan, biri de Jason oluyor. Karakterleri istediğiniz gibi kişiselleştirebilirsiniz. Saçları, kıyafetleri falan filan. Bu konularda özgürsünüz. Ayrıca tahminen oyunu oynadıkça kazandığınız paralarla veya seviye atladıkça bu kıyafetleri açacaksınız. Karakterlerden en önemlisi elbette Jason. Kendisinin üst düzey duyma yetenekleri var. Bu yetenekler sayesinde kurbanlarınızın yerini öğrenebilirsiniz. Jason’ı oynayanın amacı tüm karakterleri öldürmek, normal kişilerin amacı ise kamptan kaçmak ya da süre bitene kadar hayatta kalmak.

Oyunda Jason’ın birçok farklı öldürme animasyonu var. Aynı zamanda farklı silahları da var. Fakat bunlar oyuncular için de geçerli. Farklı silahlar ve tuzaklar ile Jason’dan kaçmaya çalışıyorlar. Aslında daha fazla söylenecek bir şey yok bence. Oyunun fiyatı fazla olmasaydı oyuna daha olumlu yaklaşabilirdim ama fiyat gerçekten çok fazla. Düşmesi gerek. O yüzden bu oyunun mantığını beğendiyseniz gidip Dead by Daylight’a bakın derim. Ve şimdi ne kada rbekliyorum kısmına gelelim. Bu İlk İzlenim yazılarına özel bir şey. Her yazının sonunda bu kısım bulunacak. Ve 5 puandan değerlendirilecek. Hiç, Az, Çok, Büyük Merakla, Hemen Çıksın.

Ne Kadar Bekliyorum?

Az

 

Guardians of the Galaxy Episode One: Tangled Up İn Blue İncelemesi

Tekrar Telltale…

Telltale Games oldukça sevdiğim bir yapımcı firma olsa da Batman’deki problemlerden ben de bıkmıştım. Fakat ondan sonra gelen The Walking Dead: A New Frontier beni oldukça mutlu etmişti. Onun yeni bölümüne de 3 gün kaldı zaten. Ama onu geçelim çünkü asıl konumuz Guardians of the Galaxy. Zaten filmin gelmesine 1 haftadan az kalmışken oyun tam zamanında çıktı diyebiliriz. Hikayemiz ekibin Nova Corps’tan aldıkları bir mesaj üzerine Thanos’u durdurmaya çalışmalarıyla başlıyor. Thanos’u yeniyorlar ve kendisinin aradığı Eternity Forge’u alıyorlar. Kutlama falan yapıyorlar Thanos’u yendik diye. Fakat Eternity Forge, Peter’a unutamayacağı bir şey gösterince işler kızışıyor. Hikaye fena başlamadı ve bölüm içinde de iyi ilerledi diyebilirim.

Oynanışa gelirsek elbette klasik Telltale oynanışı bizleri karşılıyor. Fakat birkaç yenilik var. Mesela yürürken Shift tuşuna basılı tutarak telsizden ekip arkadaşlarınızla konuşabiliyor ve hem onlar, hem de evren hakkında bilgiler alabiliyorsunuz. Ayrıca oyunun bir yerinde güzel bir araştırma sahnesi de var. Etrafı araştırıp çok basit olsa da bir bulmaca çözüyorsunuz. Bu etrafı araştırma kısmında da Peter’ın uçan botları sayesinde yükselerek farklı şeyler keşfedebiliyorsunuz. Bölümde 3 tane de aksiyon sahnesi var. Bir Thanos dövüşü, bir bölümün sonlarına doğru, bir de bölümün sonunda. Thanos dövüşü de bölümün başlarında. Üçü de güzel olmuş diyebilirim. Fakat burada herhangi bir yenilik yok. Aslında bir tane var. Peter’ın tabancaları sağolsun ateş etme kısımları var. Heyecanlanmış olabilirsiniz fakat hemen söndüreyim o heyecanınızı çünkü bu sahnelerde kamerayı kontrol edemediğiniz gibi sol tık ile sol eldeki tabancayı, sağ tık ile sağdaki tabancayı ateşliyorsunuz. Ve zaten genel olarak bir sol, bir sağ spamliyorsunuz ve o sahneleri 5 saniyede geçiyorsunuz. Daha güzel olabilirmiş. Bölümün uzunluğu ise 1,5 saat civarı.

Seçimler konusunda ise bölüm çok kritik bir seçim yaptırmıyor. Toparlamak gerekirse ilk bölüm oldukça iyi. Fakat mükemmel değil. Telltale’ın artık The Walking Dead’in ilk sezonu gibi bir şey yapması lazım. Oyuncuları derinden etkileyecek bir şey. Aslında Tales from the Borderlands için çok güzel diyorlar fakat onu daha oynayamadım. Ve Tales from the Borderlands baya komedi üzerine giden bir oyunmuş. Her neyse.

Artılar:

-Güzel Hikaye

-Yenilikler Fena Değil

-Motor İyice Toparlanmış

Eksiler:

-Yenilikler Olsa da Hala Aynı Mekanikler

-Kritik Bir Seçim Yok

-Aksiyon Sahnelerinde Kontrol Biraz Daha Bizim Elimizde Olmalı

Son Söz: İyi fakat yeterli değil.

Puan: 7.5/10

İlk Bakış: Player Unknown’s Battlegrounds

Yeni bilgisayar toplamamın sebebi babamın bu oyunu alıp bilgisayarımızın oyunu çalıştırmamasıydı. Ve bunun sonucunda yeni bir bilgisayar topladık. Peki bu oyun ne? Neden bu kadar satıyor? Neden bu kadar seviliyor? Oyunun mantığı çok basit aslında. 100 kişi ile bir uçağa biniyorsunuz ve bir adaya geliyorsunuz. İstediğiniz yerde uçaktan atlayıp adaya düşüyorsunuz. Ve adada evlerdeki eşyaları toplayarak hayatta kalmaya çalışıyorsunuz. Oldukça basit bir mantık aslında. Fakat mantığın basit olmasına ve sadece bir tane ada olmasına rağmen oynadığınız her maç bambaşka oluyor. Ve oyunun satmasının nedeni bu aslında. İlerleyen zamanlarda yeni adalar, yeni silahlar, yeni araçlar eklenerek oyun çok daha iyi bir hale getirilebilir. Zaten oyun her hafta güncelleniyor. Her ay da büyük bir güncelleme gelecek. Mesela bu ay gelecek olan güncellemede yeni bir silah, yeni dürbünler ve yeni bir araç gelecek. Böyle böyle oyunun  gelişmesini umuyorum. Oyunda herhangi bir single player modu yok. Oyun 70 tl’den satılıyor. Fakat eğer bilgisayarınız iyi değilse bulaşmayın çünkü şu anda oyunun optimizasyonu oldukça kötü. Oyun erken erişimde zaten. Çıkışına kadar düzelecektir diye umut ediyorum. Neyse. Sonuç olarak şu anda oyunu severek oynuyorum. Fakat incelemesini yazmak için biraz daha oynamam gerekli. Tahminen gelecek hafta oyunun incelemesini görebilirsiniz.

Bir Oyun Bilgisayarı Nasıl Toplanır?

 

Oyun Bilgisayarı Toplamak

Oyun bilgisayarı toplamak gerçekten biraz karmaşık gözükür. Canınızı sıkmayın. Aslında toplayacağınız parçaların fiyatını ve hızlarını bir şekilde cebinize uygun ayarladığınızda aslında bu işin o kadar karmaşık olmadığının farkına varacaksınız. Eğer hayvani bir oyun bilgisayarı istiyorsanız yazının devamını okumanızı tavsiye ederim.

1. İşlemci Seçimi (CPU)

Makinanın beyni. Oyun oynarken en hızlı işlem yapabilen işlemciyi seçmek her zaman avantajdır. En modern işlemciler ise çok çekirdekli (multi-core) olarak adlandırılır. Bunun amacı ise birden fazla işlemi tek bir işlemciyle olabildiğince hızlı yapmak. İlk kez satın alacaklar için hep “Ya aslında çekirdeği fazla olsun.” düşüncesi çok yanlıştır. Intel’in Quad-Core yani 4 çekirdekli işlemcileri AMD’nin 8 çekirdekli işlemcisi ile neredeyse aynı performansı sergiliyor. Tabi bunun etkisi olan şeyler başlıca işlemcinin mimarisi ve tükettiği güç. Tabi size gidin Intel işlemci alın demiyorum fakat aldığınız ya da alacağınız işlemciyi internette bir araştırın. Diğer markalarla bir fiyat performans testi yapın. Cebinize hangisi uygunsa onu seçin.

2. İşlemci Soğutucu (Termal macun gerektirir)

İşlemci soğutucu aslında en önemli başlıklarımızdan birisi. Aslında bizim ihtiyacımız olan şey ufak bir esinti. Fakat işin asıl olayı ise termal macundan geçiyor. İşlemciyi soğutmanın en iyi yollarından birisi olan macun yöntemi gerçekten soğutma teknolojisinde çığır açtı. Aslında biraz komplike gözüksede termal macunu nereye süreceğinizi ve ne sıklıkla bu macunu değiştireceğinizi öğrendikten sonra tereyağından kıl çeker gibi halledeceksiniz. 6-7 ayda bir güzel bir şekilde sürerseniz kesinlikle performans kaybı yaşamadan oyunları oynama şansına sahip olursunuz.

3. Anakart

Bilgisayarın bütün ekipmanlarının birbiriyle bağlantılı olduğu yerdir. CPU yu seçtikten sonra, CPU’nuza uyumlu bir anakart seçmelisiniz. Çünkü her işlemcinin kendine has bir SOKET sistemi bulunmakta. Ayrıca dikkat etmeniz gereken hususlardan birisi USB 3.0 ve 3.1 bağlantılarının mevcutluğu. Artık USB 2.0 tarihe karışıyor. Bu yüzden 3 ve üzeri USB girişlerini tercih edin. Ayrıca dikkat edin anakart üzerinde bir HDMI çıkışı bulunuyormu. Eğer bulunmuyorsa mazallah ekran kartınıza bir şey olduğunda işlem yapabilmeniz için bir ekran çıkışının daha olması sizin işinizi kolaylaştırır. Tabi bir de ekran kartınızı taktığınız PCI Express slotları bulunmakta. Ekran kartından sonra bahsedeceğim ama bu adımı da atlamamanızı tavsiye ederim.

4. RAM (Rastgele Erişim Belleği)

Eğer bilgisayarınızda yeteri kadar RAM bulunmuyorsa, oyunlar ve programlar biraz daha yavaş çalışır. Ayrıca 32 ve 64 GB ram arasında pek bir değişiklik olduğunu söyleyemem. Eğer bütçeniz çok fazla değilse 16 GB ram sizin için paha biçilemezdir.

Eğer iki adet RAM kullanıyorsanız birlikte sağlıklı çalıştıklarından emin olmanız gerekmektedir. Yani uyumlulukları çok önemli. Kullandığınız RAM’lerin hızlarını ve mümkünse modellerini aynı tutun. Daha sağlıklı performans alırsınız. Eğer 16 GB ram kullanacaksanız 64bit bilgisayarlar için 2 adet 8GB (mümkünse aynı firma ve modelin) kullanın. Eğer hala 32 bit sevdalısıysanız 4 adet 4 GB ram kullanmanızı tavsiye ederim.

5. Hard Disk

Bütün resimlerinizin, müziklerinizin, oyunlarınızın yani kısacası bilgisayarınızda barınmasını istediğiniz her şeyin kaydedildiği yerdir. Güvenilir bir firmadan almanızı tavsiye ederim. Nitekim diğer firmalar pek sağlıklı olmayabiliyor. Bad sector ve diğer hard disk arızalarından bıktıysanız. Günümüzde yaygınlaşan SSD kullanımı artık hard disklerin de bir adım atladığının göstergesi. Muazzam veri akışı ile büyük yüklü dosyalarımızı anında aktarabildiğimiz bir sistem SSD. Tabi buna göre fiyatı da fazla. Eğer bütçeniz yeterli değilse sizi kurtarabilecek bir SSD almanızı tavsiye ederim (128 GB). Ama eğer bütçe sıkıntınız yoksa tüm bilgi bankanızı SSD’lerden oluşturabilirsiniz.

6. Güç Kaynağı (Power Supply)

Eğer bu arkadaşa sahip değilseniz ve diğer parçaları aldıysanız şöyle bahsedeyim. Bu arkadaş olmadan bir yığın pahalı metal ve plastik parçasına sahipsiniz. Adından da anlaşılacağı üzere (kısaca PSU) bilgisayarınızın hayat kaynağı. Bazı kasalarda entegre edilmiş güç kaynakları bulunabilir. Fakat hepsi değil. Her türlü bilgisayarınızın tüm parçalarına yetecek bir güç kaynağınız olmalı. Buradaki linke tıklayarak bilgisayarınıza ne kadar güç gerektiğini görebilirsiniz.

7. Kasa

Birincisi aldığınız anakartın bu arkadaş ile uyumlu olması gerekiyor. Eğer anakart uyumlu değilse arkadaş sadece metal yığını olarak evinizin bir köşesinde annenizin içine çiçek ekebileceği bir malzeme olabilir. Gözünüze hitap edecek bir şey de seçebilirsiniz ya da çok basit bir şey de olabilir. Tamamen sizin zevkinize kalmış. Ama şunu unutmayın. Bilgisayarı soğutmanız için gerekli ekipmanların rahat rahat içine koyabileceğiniz bir kasa olmalı. Yoksa elleriniz çok yorulur.

8. Yuppii Ekran Kartı

Şimdi geldik gözümüzün nuruna. PCI Express slotuna girecek arkadaş bu. Nvidia mı? AMD mi? Bu kavgaya bende girmek istemiyorum. Ama Nvidia pahalı ve sağlam. AMD ucuz ve kırılgan diyebilirim. Tabi bunu sadece benim keşfettiğim ve arkadaşlarımın tavsiyeleri, geridönüşleri aracılığıyla söylüyorum. Yoksa AMD iyidir iyi :D. Eğer biraz daha ciddiye kaçarsak video Ram diye bahsettiğimiz ayrı bir RAM mevcut bu müthiş kartın içinde. Oynadığınız oyunun grafiklerini önbelleğinde tutar ve size anında yansıtır. Tabi bunun için çekirdek hızının da hızlı olması gerekir. Bit aslında grafik işlemcisi ile video ram arasındaki iletişimi sağlar. Ne kadar yüksek olursa o kadar iyi yani.

Aha! Şu an nasıl bir bilgisayar toplayacağını öğrendin. Tebrikler. Hem paranı iyi yönde kullandın hemde kimsenin başını ağrıtmadın. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Watch Dogs 2 İlk Bakış

Playstation Store bahar indirimlerinde Watch Dogs 2 100 TL’ye düştü. Elbette standart versiyonu. Ve ben de zaten indirime girmesini beklediğim için hemen aldım. Ve 2 saatlik denemenin ardından işte karşınızdayım. Hikaye ile ilgili çok bilgi vermeyeceğim. Onu incelemeye saklıyorum. Biraz daha oynanış yönünü ele alacağım. Öncelikle oyun artık çok daha gizlilik üzerine gitmiş. Hack imkanlarımız çok daha fazla arttırılmış. Savaş oyundaki kolay mod gibi bir şey olmuş. Ama saklanırsanız. Eğer saklanmazsanız 3,4 vuruşta ölüyorsunuz. İlk oyundaki birbirini tekrar eden yan görevlerin hiçbiri burada yok. Bu oyundaki yan görevlerin hepsinin ayrı bir senaryosu var.

Main, Side ve Online olarak ayrılıyor görevler. Bunların dışındakiler daha da minik görevler. Ve toplanabilirler. Main, ana görevler. Side, yan görevler. Ve Online, birden fazla kişiyle oynanan görevler. Sadece bir tane ana görev yaptım. O yüzden ondan bahsetmeyeceğim. Side Operation’lar çok iyi olmuş. Hikayeleri oldukça eğlenceli. Çok uzun değiller ama 5 dakikada da bitmiyorlar. Online Operation’lar ise en eğlencelisi. Çok eğlenceliler. Tanımadığınız bir insanla bile yapsanız. Elbette onların da hikayeleri var ama Side Operation’lar kadar iyi veya detaylı değil. Onlar zaten daha eğlencelik görevler. Grafikleri ve müzikleri beğendim. Haritanın büyüklüğü de yeterli. Eh, daha ne olsun? Oyunu tamamen bitirince incelemesini de yapacağım fakat kesin bir tarih vermiyorum. Çünkü sınavlarımın başlamasına az kaldı.

Minecraft Story Mode Episode 3: The Last Place You Look İncelemesi

Bir Bomba İçin…

Minecraft Story Mode’un üçüncü bölümü serinin en iyi bölümü diyebilirim. İnanılmaz bir giriş, inanılmaz bir gelişme ve inanılmaz bir son. Giriş konusunda bu sefer gerçekten sınırlarını aşmışlar. Mükemmel girişten sonra oyun biraz durgun devam ediyor. Ve bence bölümün tek eksisi orası. Ardından ise inanılmaz bir sonla bölüm bitiyor. Bölümü aksiyon kısımlarını sevdiğim için sevdim ama eğer siz hızlı tuşa basma kısımlarından oluşan aksiyonları sevmiyorsanız bu bölümden nefret edeceksiniz. Çünkü bölüm bitmeyen bir aksiyon kısmı aslında. Sürekli aksiyon, sürekli aksiyon beni sıkmadı ama bazı insanları sıkabilir. Onun dışında önceki bölümde söylediğim duygu sorunlarını biraz aşmışlar bu bölümde. Karakterlere biraz daha bağlıyor sizleri bu bölüm ve ardından bir karaktere bir şey oluyor. Ve bu sefer üzülüyorsunuz. Ayrıca bu bölüm önceki gibi kısa değil. 1 saat 10 dakika sürdü benim bitirmem. Fakat dediğim gibi, bildiğim için bazı yerleri hızlı geçtim.

Spoilersız kısım bu kadardı. Spoiler’a başlıyorum.

Spoiler Başlıyor

Ben Ellegard’ın zırhını almayı seçtim ve Ellegard öldüğünde biraz pişman oldum. Ama en azından artık kendisini sonsuza kadar hatırlayacağım. Wither Storm’un ölmemiş olması elbette bir şoktu ama zaten tahmin edilebilirdi. Çünkü 1, bu bölüm daha 3. bölüm ve 2, 4. bölümün kapağında Wither Storm’un o ışıkları gözüküyor. O açıdan çok etkilemedi ama üçe bölünmesi baya ilginçti. Gabriel’ın geri dönmesi de ilginçti. Kendisini hatırlamıyor olması daha da ilginçti. Bu bölüm kısaca ilginçliklerle doluydu.

Spoiler Bitti

Sonuç olarak bu bölüm şu ana kadarki en iyi Minecraft Story Mode bölümü.

Artılar:

-Hikaye Güzel Devam Etmiş

-Duygular Sonunda Hissediliyor

-Aksiyon Kısımları Çok İyi

-Mükemmel Bir Giriş

Eksiler:

-Bölümün %80’i Aksiyon

-Bir Kısımda Durgunluk Var Ve Onca Aksiyondan Sonra İnsanı Sıkıyor

Son Söz: En iyi Mimecraft Story Mode bölümü. İnanılmaz Giriş, İnanılmaz Bitiş.

Puan: 9/10