Büyük Savaş 2. Bölüm: Sessizlik

Ali

Ali, tahtında oturuyordu. Lordlarından Reşit geldi. Ali:

-Söyle, Reşit.

-Kralım, iki lord geliyor.

-Kimin lordu? Savaşçılar’ın mı?

-Kurnazlar’ın.

-Ne istediklerini biliyor muyuz?

-Hayır. Ama barış için geldiklerini tahmin ediyorum.

-Doğukan nerede?

-Çağırayım mı kralım?

-Hayır, gerek yok. Ona de ki, yola çıkması gerekli. Lordları karşılasın. Ve onlarla birlikte gelsin.

-Emredersiniz, kralım.

Yusuf

Yiğit ve Yusuf, atlarının üzerinde, yavaş yavaş Avcılar’ın kalesine gidiyorlardı. Yerler kuruydu. Güneşin deri yakan ışıkları yüzlerine vuruyordu. Fakat yanlarında bol bol su vardı. Yiğit, konuşmayı seven bir insandı. Fakat konuşmuyordu. Yusuf, normalde sıcaktan olduğunu düşünürdü ama Yiğit’te bir şey olduğunu fark etti:

-İyi misin?

-Evet.

-Bugün pek konuşmuyorsun. Bir sorun mu var?

-Hayır. Her zamanki gibi. Sadece, bugün hava çok sıcak. Ve güneşte yüzümüze yüzümüze vuruyor. Sürekli ağzım kuruyor.

Yusuf, bunun yalan olduğunu biliyordu. Yiğit’i tanıyordu çünkü. Kendisi, en zor anlarda bile hep konuşurdu. Bir gün, kale büyük bir saldırı altındayken bile çenesi durmuyordu. Bir şeyler olduğunu seziyordu. O sırada atıyla biri geldi. Yiğit sordu:

-Kimsin sen?

Zırhı oldukça güzeldi. Bir lord olduğu belliydi aslında. Fakat gene de sormakta fayda var diye düşünmüştü Yiğit.

-Benim ismim Doğukan. Kralımız Ali’nin iki lordundan biriyim. Sizleri, kaleye götürmeye geldim. Beni takip edin. Yusuf sordu:

-Biz kendimiz de gelebilirdik. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydunuz ki?

-Son zamanlarda kralımız, oldukça endişeli. Herkes bir savaşın yaklaştığının farkında. Ve bu yüzden temkinli davranmalıyız.

-Anladım.

-Sonuçta, her yerde ajanlar olabilir, öyle değil mi? Diye sordu Doğukan.

Yiğit, göz ucuyla Yusuf’a baktı. Ama Yusuf, Yiğit’in ona baktığını fark etmişti. Suskunluğun sebebini anlamıştı. Kendisinin bir ajan olduğunu ve Kayra’ya ihanet ettiğini düşünüyordu. Yusuf, kendini geri kazandırmak zorundaydı. Bu basit görevi batırmasalardı iyi olurdu.

Kayra

Kayra, tahtında oturuyordu. Küçük krallıklardan gelen mektupları kontrol ediyordu. Çünkü herkes bir savaş çıkacağını anlamıştı. Kendilerine yakın olan birçok krallık, büyük kral olarak Kayra’yı istiyordu. Bir anda içeri kızı girdi. Aleyna. Bir kızı, bir oğlu vardı. Kızı 15, oğlu 20 yaşındaydı. Kayra, kızına döndü:

-Bir sorun mu var tatlım?

-Sana bir şey söylemek istiyorum baba.

-Söyle canım.

-Bir kuzgun havalandı. Kalenin odalarının birinden.

-Ne?

-Senin kuzgunlarına benzemiyordu. O yüzden sorayım dedim. Haberin yok mu?

-Hayır, yoktu canım. Senden bir şey isteyebilir miyim? Gidip benim için lordumu çağırır mısın?

-Vagif’i mi?

-Hayır, hayır. Özgür’ü.

-Elbette, dedi Aleyna ve Kayra’nın odasını terk etti. Kayra, kara kara düşünmeye başladı. Biri kendine ihanet ediyordu. Ve o kişiyi hemen bulmalıydı. Yoksa, savaşı başlamadan kaybedeceklerdi. 1,2 dakika sonra Özgür geldi:

-Buyurun, kralım. Beni çağırmışsınız.

-Kızım, az önce geldi. Ve kalenin pencerelerinden birinden, bizim olmayan bir kuzgunun uçtuğunu gördüğünü söyledi.

-Ama, bu nasıl olabilir?

-Özgür, biri bize ihanet ediyor. Senden isteğim, git ve Yusuf’un odasına bak. Önemli bir şey bulursan, bana getir.

-Emredersiniz. Başka bir isteğiniz var mı kralım?

-Hayır, yok Özgür. Gidebilirsin.

Özgür(Lord)

Özgür, Yusuf’un odasına gitti. Kapıyı açmayı denedi. Kilitliydi. Cebinden bir maymuncuk çıkardı. Ve kilidi açmayı denedi. Biraz uğraştı ama becerdi. İçeri girdi. Pek bir şey yoktu. Çekmecelere baktı. Boştu. Kayda değer hiçbir şey yoktu. Çıktı. Vagif, onu gördü. Kendilerini öğrendiklerini anlamıştı. Özgür, kralın yanına döndü. Ona hiçbir şey bulamadığını söyledi. Kral, Vagif’in odasına da bakmasını istediğini söyledi. Özgür, Vagif’in odasına gitti. Kapı aralıktı. İçeri girdi. Vagif, pencerenin üzerindeydi:

-Sakın yaklaşma. Kendimi aşağıya atarım.

-Sakin ol. Bilmek istediğim tek şey. Kimin için çalışıyorsun?

-Söyleyemem. Eğer söylersem, sevdiğim herkesi öldürür. Beni de bulur. Ve aynı şekilde öldürür.

-Böyle daha mı iyi? Bir hiç uğruna öleceksin.

-Eğer beni bulursa, bana ne yapacağını bilmiyorsun.

-Seni koruruz, şerefimin üzerine yemin ederim.

-Kimse beni ondan koruyamaz. Üzgünüm, dedi Vagif ve kendini aşağıya bıraktı. Özgür pencereye koştu. Ve aşağıya baktı. Vagif, yere çakılmıştı. Ölmüştü.

 

7 thoughts on “Büyük Savaş 2. Bölüm: Sessizlik”

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>